Makaleler

Türk-İş’te “yeni” dönem ve sendikal alanda yeni araçlar

Uzun süredir Türk-İş’te yürütülen tartışma ve rahatsızlık AKP’nin yaptığı müdahale ile sessiz sedasız sona erdi. Türk-İş Genel Kurulu öncesi oluşan Sendikal Güç Birliği muhalefeti kendi içindeki çatlağı tutkalla tutuyordu. Ancak Sendikal Güçbirliğindeki sendikaların birer birer mevcut sendikal çizgiyle aynılaşması, Türk-İş içindeki “iç rahatsız¬lık” durumunu biraz rahatlattı.

6356 sayılı sendikalar yasası ve iş güvencesinin kaldırılmasına evet demesi ile başlayan süreç ile başta THY olmak üzere ÇAYKUR grevlerindeki Türk-İş cephesindeki sessizlik, hatta başarısız olması için el altından yapılan müdahale ile devam eden süreç muhalif sendikalar arasın¬daki huzursuzluğu iyiden iyiye artırıyordu.

Bu huzursuzluk sürerken; başta Hava-İş olmak üzere TÜMTİS, Deri-İş, Tek Gıda-İş gibi dinamik sendikaların alanlarda olmaması Türk-İş’in “rahatladığı noktayı” ortaya koymaktadır.

Türk-İş tarihinde, olağanüstü dönemler hariç, kendi içinde sık yaşanmayan bir değişim yaptı. Zaten AKP temsilciliği yapan Mustafa Kumlu dönemi birdenbire kapandı. Yeni dönem aslında çok açık ki; özellikle Gezi İsyanı ile başlayan (her ne kadar bu isyan birebir işçi sınıfının ve sendikaların içinde bulunduğu/görünür olduğu bir dönem olmasa da, bu gerçekliği değiştirmez) toplumsal gelişmeler ile yükselen hareketlerin sendikal alanda da içeriden önemli kaynamalara yol açacağının bilinmesi nedeniyle dipten gelen dalganın önünde duracak AKP’li Ergün Atalay ile süspansiyon yapılmaya çalışılan bir dönemdir.

Değişim tam da bu kaynamanın görülmesi üzerine yeni tampon görevi için yapılmıştır. 2013 yılının sonunda çıkarılması gereken kıdem tazminatı yasası öncesi Türk-İş genel başkanlığına getirildi AKP’li Ergün Atalay. Şimdilik Kürt sorunu ve Suriye meselesi daha önde durduğu için bu saldırı, sırada beklemektedir. Ancak meclisin açılmasıyla kıdem tazminatı hemen yasallaştırılması için meclise getirilecektir.

Buraya yapılan müdahale öncesi DİSK’in biraz daha parçalanması ve iç tartışmaların büyütülmesi sağlandı. Ayrıca sendikal alanda önemli yerde duran KESK’e 2000’li yıllarda başlamak üzere müdahale edilmiş, AKP’nin sendikası olan Memur-Sen yaratılmıştı. Şimdi KESK’in dinamik yanının da etkisizleştirilmesi yönlü politikalarla, başta ulusalcılar olmak üzere önümüzdeki süreçte KESK içerisinde yeni parçalanmalar yaratılması edeflenmektedir. Bu süreç aynı zamanda yasal olarak düzenlenen sendikalar ve grev lokavt yasası olarak bilinen 6356 sayılı yasa, işçi ve emekçiler için saldırının adıdır.

Saldırılar karşısında mücadele edecek devrimci, demokratik güçler ve sendikal harekette ciddi bir dağınıklık söz konusu. Ancak görünen o ki, işçi sınıfı bu dağınıklığa rağmen grevlerle, direnişlerle, fabrika işgalleri ile bu süreci kendi imkânları ile yürütüyor.

Hele de Gezi İsyanı’nın ardından; Darphane, Punto, THY, Yurtiçi Kargo, Fen-İş, Elazığ Eti Krom, Fokker Elmo ve ismini sıralayamadığımız onlarca direnişin ardından artış gösteren mücadelenin grev ve işgallerle süreceğini söylemek için müneccim olmaya gerek yok.

Gezi Ayaklanması’nda yer alan en önemli kesim olarak güvencesizler tespit edilmektedir. Bu aynı zamanda nere¬den başlangıç yapılması gerektiğini göstermektedir. Bu yeni olarak görülen süreç, aslında dün yapılan ve terk edilen fiili meşru mücadeledir. Süreci örgütlemek için işçi sınıfını örgütlemek kaçınılmazdır. Ancak dün kullanılan araçlar ve yöntemlerin terk edilmesi gerekmektedir.

Türk-İş’e yapılan müdahale yeni çıkış olarak görülen bir kopuşun engellenmesi içindir. Bu nedenle işçi sınıfını mevcut sendikal anlayışların örgütlemesi mümkün değildir. Buradan çıkış aranmamalıdır. Bu ipe un sermek gibidir. Bu nedenle fiili ve meşru mücadelede ortak bir hattın yaratılması gerekmektedir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu