Makaleler

Salvoların ısıtması

Eleştirmek ve yenilikler yaratmak bilimsel olumlamadır. Ancak biz eleştirel eleştirinin salvolarını ısıtıp ısıtıp sunma işini, eleştiriyoruz. Bu da yüzeysellik çıkmazındaki eleştirinin eleştirisini zorunlu kılıyor.

Doğrularla yanlışlar arasındaki temel ayrım, doğruların gerçekler tarafından ispatlanmasıdır. Yanlışlarsa bu durumda eli boş dönerek yok olurlar. Doğruların ortaya çıkarılması ise bilimsel bir öğrenme yeteneğinin varlığı ile mümkündür. Özne diyalektiğin temel varlık nedeni budur. Yani gerçekte bilimsel bir yöntemle algılayabilme becerisi kazandırmaktır.

Dogmalarımızı ve algılama yeteneklerimizi sorgulama yerine gerçekleri yanlış anlamaya olan inadımız, metafizik dünya görüşünün bir başka biçimde ortaya çıkmasıdır. Yanlışların doğruluğunu ispatlamaya çalışan bir rahip gibi kendi kendine konuşan adamdan başkası olamazsınız.

Demokratik halk devrimine yönelik eleştirel yaklaşımları nasılda derinlik ve içerikten yoksun kaba Marksist nitelikte olduğunu anlamak hiç de zor değildir.

Birinci saldırı noktası, milli burjuvazinin sol kanadını devrimden müttefik olması. Buda ne var baylar. Eğer milli burjuvazi kavramının ne anlama geldiğini bilirseniz, bu sorunun cevabı da ilkokul sorusu kadar kolay olacaktır. Milli burjuvazinin aslında yarı proleter olduğunu bilmekle başlıyor konu.

Milli burjuvazi, başlangıçta kendisi de işçi olarak derme çatma ilkel makinelerde üretime başlayıp ağırlıklı olarak kendileri de işçi olan işletme sahipliğidir. Bunlar yalnız kendisi olduğu gibi yanlarında beş on kişinin de çalıştıkları işletmelerdir. Yapıları gereği, sermaye birikimleri çok sınırlı ve kendi yağlarıyla kavrulmakta olan kesimdir. Sermaye birikimleri çok zayıf ve sınırlıdır. Bankalar bunları güvenilir bulmadıkları için çoğunlukla teminat karşılığı kredi verirler. Bu küçük işletmeler sürekli açılır, çoğunluğu batar bir iki tanesi belli bir oranda palazlanmaya başlayabilirler. Ancak bunların çoğunlukla uluslar arası tekellerle rekabet etmesi hemen hemen imkansızdır.

Bunlar belli bir büyüklük ve yetkinliğe ulaştıklarında uluslararası tekellerle görüşmeler yaparak ortaklık oluşturma sevdasına düşerler. Çünkü omlarla birlikte komprador olarak çalışmak daha kolay para kazanmalarına neden olur. Ancak ortaklıkla başlayan süreç genellikle, yabancı ortağın tüm şirketi satın almasıyla son bulur ya da belli şekilde rekabet etmeye çalışırlar ama bunlarla çoğunlukla ağır kredi borçlarıyla cebelleşmek zorunda kalırlar. İşte kendisinin de işçi olduğu bu küçük imalat haneler milli burjuvazinin sahip olduğu üretim alanlardır.

Milli burjuvazinin çeşitliliği ve güçlülüğü ulusal sanayinin doğuşunu sağlayacak temel girişimdir. Dolayısıyla bu sanayinin gelişmesi bizi bir sanayi devrimine götürebilir. Ancak emperyalist tekeller bunların palazlanmasına ve uluslararası rekabet göstermelerine sıcak bakmazlar ve zaten ekonomik sıkıntı içinde olan yerleri kuruluş ortaklıkla işi devretme sevdasına kapılmak zorunda kalır. Aslında bu durum doğal bir reflekstir. Çünkü işletmesini satarak paraya çevirmiştir. Rekabet edemeyerek batma ihtimali de oldukça yüksek bir olasılık olarak yanı başlarında durmaktadır.

İşte emperyalizme entegre olmuş yarı sömürge devletlerin ulusal sanayilerini koruyacak gümrükleri de yıkıldığı için bir ulusal sanayi girişimi ne yazık ki mümkün değildir. Eğer komprador kuruluşların sanayisini sanayi gelişimi olarak görüyorsak bu kör gözlere kitap okutmaya benzer. O halde kendisi de işçi olan ve tek farkın aynı zamanda işletmenin sahipliğini yürüten kişiler çoğunlukla küçük burjuvadan daha tutarlı işçi bilincine sahiptirler. Bunların sol kanadı devrimden yana olurlar. Çünkü ulusal sanayinin gelişmesine palazlanmasına ancak bu yolla imkan doğacağını anlamış olurlar.

İkinci önemli algı kirlenmesi ise, demokratik halk devriminin, burjuva nitelik taşımasına olan itirazlardır. Doğru, demokratik halk devrimi, yarı sömürge ve yarı feodal ülkelerde gerçekleşen bir süreçtir. Biz demokratik halk devrimi değil sosyalist devrim istiyoruz. Baylar, diyalektik bir dogma değildir. Şimdi dünya konjonktürüne bir bakalım. Emperyalizm olabildiğince güçlü ve emperyalist ülkelerde devrim olma olasılığını devre dışı bırakacak niteliktedir (Leninist tez ve doğrudur).

Gelişmekte olan ülke olarak tarif edilen feodal ve yarı feodal ve sömürge, yarı sömürge ülkeler de sanayitik aşama olarak kapitalist değil. Peki kocaman bir soru; ne yapacağız? Sanırım Godo’yu bekleyeceğiz. Ya da Troçkist bir yolda devrimin kendi kendine olgunlaşacağı günleri tanrının sabrıyla bekleyeceğiz. İşte Maoizmin evrensel bakış açısı burada devreye girmektedir. Çünkü Mao bu saptamalar yerine Leninist kesintisiz devrim şiarını yükselten ideolojik bir çıkış yaratmıştır. Dünyada diyalektik bir gerçeklik var. O da somut koşullar. Somut koşullar belirttiğimiz gibi azgın emperyalizm ve onların hegemonyası altın da inleyen yarı-feodal, yarı-sömürge ülkeler.

İşte bu koşullar altında somut koşulların somut teorisi olarak demokratik halk devrimi düşüncesi doğmuş ve Çin gibi büyük bir ülkede yaşama geçebilmiştir. Böylece devletçi bir stratejiyle, demokratik devrim den sosyalist geçiş planlanmıştır.

Demokratik halk devrimine gelen ikinci cambazca cımbızlama da basit bir köylü hareketi olarak gösterilmesidir. Ülkede ezilen tüm kesimlerin kurtuluşuna yönelik bir devrimdir. Bu yoksul köylülüğü de işçiyi de küçük burjuvayı da içine alır. Ama yarı feodal ve yarı sömürge toplumlarda demokratik halk devrimine katılan kitlenin yüzdesinde köylülerin çoğunluk olması, demokratik halk devrimini bir köylü devrimi yapmaz.

Örneğin feodal düzeyi yüksek bir ülkede köylülük oranı yüksek, feodal düzeyi daha düşük bir ülkede köylülük oranı daha düşük olacaktır. Bu durumların varlığı demokratik devrimi asla bir köylü devrimi yapmaz. Aksine feodaliteyi ortadan kaldıracak bir devrimdir demokratik devrim. Dolayısıyla iki açıdan da baltayı taşa vurmuş durumdadırlar.

 

Bir ÖG okuru

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu