Makaleler

Prachanda’nın neo-revizyonizminin uluslararası boyutları -2- (Basanta)

Komünist devrimciler proleter enternasyonalizminin takipçileridirler. Nepal’de Halk Savaşının hazırlık, başlangıç ve sürdüğü zamanlarda Prachanda partinin uluslararası alandaki görevine çok fazla vurgu yapıyordu.

Fakat şimdi proletarya enternasyonalizmi onun boğazına sıkışmış büyük bir kemik haline gelmiştir. Bazen parti içindeki devrimcileri yanlış yönlendirmek için DEH ve Hindistan Komünist Partisi(Maoist) ile görüşüyor. Kendisinin önderlik ettiği neo-revizyonist grubun örgütlediği son genişletilmiş toplantının önüne koyduğu dokümanda şu cümleler yer almıştır.

“Uluslararası komünist hareketin gelişimi için… DEH içindeki ve dışındaki devrimci partilerle planlı bir şekilde ilişkileri sürdürerek ilerlemek gereklidir.”  Ama aksine DEH ve HKP(M)’yi kaba bir şekilde eleştirerek hem emperyalizm ve hem de yayılmacılığı mutlu etmek için yoğun bir şekilde çalışıyordu.”

Sadece bu da değil, revizyonist HKP(Marksist)’in liderlerinden Jyoti Basu ve eski Batı Bengal başkanı öldüğünde ustalarını memnun etmek için merkez komite temsilcisi ile birlikte bir taziye mektubu göndermişti. Diğer yandan, Prachanda HKP (Maoist)’in sözcüsü Azad yoldaş ve merkez komite üyesi yoldaş Kishenji, Hindistan yönetici sınıfları tarafından öldürüldüğünde bir basın açıklaması bile yayımlamadı. Bu örnek de göstermektedir ki Prachanda için yoldaş Azad ve Kishenji değil, Jyoti Basu ve Manmohan Singh enternasyonal kardeşleri haline gelmiştir.

Prachanda-Baburam grubu çizgi ve örgüt arasındaki ilişkiyi sürdürme konusunda küçük bir farklı biçim ortaya çıkardılar. Geçmişte revizyonistler genelde önce reformist bir çizgi inşa edip daha sonra tüm parti örgütünü buna uygun olarak değiştiriyorlardı. Fakat bu grup kitleleri yanıltmak için devrim yolu olarak halk ayaklanması demeye devam ederken, bir daha asla ayaklanma olamayacak biçimde parti içinde böylesi bir durum yaratmışlardır.

Bu amaca hizmet için yaptıklarından biri de, parti örgütünü devrime önderlik edemeyecek bir şekilde, evet efendimci, anarşist ve hatalı unsurlar kalabalığı haline getirmek olmuştur.

Prachanda yeni demokratik devrimin temel teorisinden sapmıştır. Yeni demokratik devrimi iki aşamada (önce feodalizme ve daha sonra emperyalizme karşı) tamamlanan bir yol olarak tanımlamıştır.

Aslında bu, emperyalizm ve proleter devrimleri çağının karakterine uygun değildir. Yeni demokratik devrim sürecinde, bazen demokrasi bazen de ulusal bağımsızlık üzerine büyük bir tehdit vardır ve mücadele bu verili tehdide yanıt olacak şekilde biçimlenir. Fakat bu devrimin biri feodalizme ve diğeri emperyalizme karşı iki aşaması olduğu anlamına gelmez.

Feodalizm ve emperyalizm birbirleriyle ayrılmaz bir şekilde bağlıdır ve böylesi bir ülkede devlet iktidarı aynı anda her ikisinin de çıkarlarını temsil eder. Bu emperyalizm ve proleter devrimleri çağının karakteristiğidir. Bu nedenle, hem feodalizm ve hem de emperyalizmin çıkarlarını temsil eden gerici devlet iktidarını yıkmak ve onun yerine yenisini kurmak, yarı-sömürge, yarı-feodal bir ülkede yeni demokratik devrim de ilk adımdır. Prachanda ve kliği bu gerçeklikten çok fazla uzaklaşmıştır.

Onun söylemleri bağlamında monarşinin sonu Nepal’de yeni demokratik devrimin bir şekilde tamamlanmasıdır. Bu tamamen yanlıştır. Bir röportajında şöyle söylemektedir: “Artık (bir kısmı tamamlanmış olan) yeni demokrasi görevinin geriye kalan kısmı sosyalist devrim stratejisiyle birbirine yaklaştığı sonuca yol açmıştır.  Halk ayaklanması ve silahlı ayaklanmayla yeni demokrasinin kalan görevi ve sosyalist devrimin tamamlanması görevi, yeni demokratik devrimin tamamlanmasını bir aşamada sosyalist devrimi bir başka aşamada değil tek bir strateji içinde birleşmiştir.” (Krambhanga, 1. Yıl, 2. Sayı, Kasım 2011, Sf 11)

Yukarıdaki alıntı, Nepal’de yeni demokratik devrimin başarılmış olduğu anlamına gelmektedir. Bu, MLM’nin yeni demokratik devrimin ancak feodalizm ve emperyalizmin her ikisine birden son verilmesinden sonra başarılabileceği söylemine katılmamaktadır. Nepal’de monarşi yıkılmıştır fakat feodalizm ve feodal üretim tarzında temel bir değişim olmamıştır. Hindistan yayılmacılığının ajanları devlet iktidarına hakimdir.

Ulusal bağımsızlık ciddi tehlike altındadır. Yani böylesi bir durumda, Nepal’de yeni demokratik devrim nasıl tamamlanmıştır? Yeni demokratik devrimin anlamı cumhuriyet, federalizm ve laiklik midir sadece? Nepal’de anti-feodal ve anti-emperyalist bir halk iktidarı mı kurulmuştur? Elbette hayır! Prachanda’nın yeni demokratik devrimin hemen hemen tamamlandığı ve sosyalist devrimin bir sonraki görev olduğu şeklindeki tavrı; emperyalizm ve Hindistan yayılmacılığının icazetiyle burjuva demokratik cumhuriyete saplanan ve halkı kandıran bir yeni-revizyonist sahtekarlığından başka bir şey değildir. Bu, Prachanda tarafından Nepal halkına ve ulusuna karşı ihanetin çirkin bir örneğidir.

Mao, parti, ordu ve birleşik cephenin devrimin üç sihirli silahı olduğunu söylemiştir. O, “Marksizm-Leninizm teorisiyle silahlanmış, özeleştiri metodunu kullanan ve halk kitleleriyle bağları olan disiplinli bir parti; böyle bir parti önderliğinde ordu; böyle bir parti önderliğinde tüm devrimci sınıf ve devrimci grupların birleşik cephesi -işte bunlar düşmanı yenmemizi sağlayacak üç sihirli silahtır” demiştir. Devrimi başarıya ulaştırmak için Mao, partinin zorunluluğunu tanımlayarak problemin püf noktasına işaret etmiştir.

Nepal Birleşik Komünist Partisi (Maoist), bu alıntıda Mao’nun bahsettiği partiye benziyor mu? Hayır, hiç de değil. Prachanda’nın parti içinde devrim kavrayışını gevşetmek için ideolojik ve politik olarak nasıl çalıştığı daha önce açıklanmıştı. Ayrıca bürokrat yığınları yüksek komitelere, anarşist ve evet efendimcileri daha alt komitelerde toplayarak partiyi burjuvalaştırmanın kapısını açmıştır.

Parti komiteleri öylesine hantal ve beceriksiz hale gelmiştir ki, ne tartışma, eleştiri ve özeleştiri ne de kolektivizmi uygulamak için cesaret verici bir ortam kalmamıştır. Öyle bir ortam yaratılmıştır ki kolektif karar ve bireysel sorumluluğun yerine bireysel karar ve kolektif sorumluluk sistemi yaşama geçirilmiştir.

Artık kimsenin kadroları komünist ideolojiden ve yaşamdan tedricen çıkarmak ve böylece komünist partiyi burjuva partiye dönüştürmek için dizayn edilmiş bir plan olduğu gerçeğinden kuşku duymamalı. Bu Prachanda’nın yanlış örgütsel metotlarla ideolojik kavrayışı zayıflatan ve partiyi burjuvalaştıran neo-revizyonist karakteridir. Prachanda bu şekilde, partinin ideolojik, politik ve örgütsel bakış açısından gelen devrimci karakterini tasfiye etmiştir.

Prachanda, “ordusu olmayan halkın hiçbir şeyi yoktur” konseptiyle kurulmuş olan Halk Kurtuluş Ordusu’nu Nepal ordusuna teslim etmiştir. O, buna entegrasyon demektedir. Nepal’de yeni demokratik devrimi başarıya ulaştırmak, yeni demokratik devrimden sonra sınıf düşmanları üzerinde demokratik diktatörlük uygulamak ve sosyalizmin inşası süreci boyunca karşı-devrimi önlemek için örgütlenen Halk Kurtuluş Ordusu, entegrasyon adına ortadan kaldırılmıştır.

Bu, emperyalizm ve yayılmacılığı memnun etmek ve onların ajanlarıyla uzlaşma yolunu açmak için atılan karşı-devrimci bir adımdır. Prachanda bunun Nepal’de barışı inşa etmek amaçlı cesur bir adım olduğunu söylemiştir. Ne rezil bir argümandır bu? Yalan söylemenin de bir sınırı vardır. Dünya komünist hareketi tarihinde sınıfsal ve ulusal teslimiyetin ve utanmaz hainliğin bu tür örneklerini herkes bulabilir.

Devrimin bir diğer önemli silahı da devrimci partinin önderliği altında birleşik cephedir. Birleşik cephe içinde ne tür güçlerin yer alacağı toplumun baş çelişkisi tarafından belirlenir ve baş düşmanla çelişkisi olan tüm güçlerle birleşerek proletarya partisinin önderliği altında inşa edilir. Prachanda önderliğindeki parti, komprador, bürokratik burjuvazi ve feodalizmle, bunların başı olan Hindistan yayılmacılığının bir kutupta ve tüm Nepal halkının diğer kutupta olduğu çelişkiyi, Nepal toplumunun baş çelişkisi olarak belirlemişti.

Fakat o, adı geçen gerici ittifaka karşı proletaryanın partisinin önderliği altında tüm yurtsever, cumhuriyetçi, ilerici, solcu ve devrimci güçler arasında birleşik cephe kurmak için hiçbir inisiyatif almadı. Aksine, gericilerin karşısında diz çöktü ve devrimin kalan kazanımlarını da onlara teslim etti. Bu davranışa, yerel ve yabancı gericilere tam teslimiyetten başka ne denilebilir?

21. yüzyılın başında, dünya proletaryası kendilerini özgürleştiren kişi olarak Prachanda’ya büyük saygı duymuştu, emperyalist yağmacılar ise onu kendi mezar-kazıcısı olarak küçümsemişlerdi. Bu, dünya proletaryası için gurur ve onur meselesiydi. Şimdi ise bunun tam karşısında yer almak için hızlı bir yarış içerisinde. Bu Nepal ve tüm dünya ezilen halkları için acı verici bir konudur.

Yine de, bu duygusal bir mesele değil, ideolojik, politik çizgi ve devrim için ezilen kitlelere önderlik eden proletaryanın öncülüğü meselesidir. Bu nedenle Prachanda’nın neo-revizyonizminin maskesi çabuk düşmüş ve yenilmiştir. Daha hızlı bir şekilde dünya proletaryası, dünya komünist hareketi içinde MLM’yi yeniden inşa edecek ve ezilen halkları emperyalizmin boyunduruğundan kurtaracaktır.

Devrimcilerin bundan başka alternatifi yoktur. Neo-revizyonizme karşı ideolojik ve politik mücadeleyi zayıflatmak gerçekte onu beslemektir. Bu nedenle, günün acil ihtiyacı genelde revizyonizmin tüm biçimlerine ve özelde Prachanda’nın neo-revizyonizmine karşı ideolojik ve politik mücadeleyi yoğunlaştırmaktır. Şu an Nepal ve aynı zamanda dünyada devrimcilerin en önemli görevi budur. Hepimiz bunun için gayret edelim.

(Bitti)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu