Makaleler

Emperyalist saldırı sürerken bir kez daha Libya üzerine

Kalkışmalar zincirinin en çetrefilli hale bürüneceği ülkelerin başında Libya’nın geleceği öngörülemez değildi. Bunun böyle olmasının birkaç sebebi vardı. Bilhassa Tunus’ta cereyan eden ve Bin Ali’yi koltuğundan eden kalkışmanın kendiliğindenci niteliği bariz bir şekilde ortadaydı. Bozkırın tutuşması için tek kıvılcım yetmişti. Sol tandanslı sendikaların buradaki rolü küçümsenemezse bu spontane hareketi niteliğinden koparan asli bir husus değildir.

Tunus ve Mısır’da devlet başkanlarının aileleri neredeyse ülkelerin bütün kaynakları sömürmekteydiler. İktidardaki sonları da benzer şekilde gerçekleşti. Önce aile efradı güvenli bir ülkeye kaçtı sonra kendileri.

En önemli husus, yani Libya’yı benzerlerinden ayıran en önemli husus, emperyalist güçlerle olan ilişkilenme babında ortaya çıkmaktadır. Bin Ali ve Mübarek’in protesto gösterileri karşısındaki tutumunu ihtiyatla geçiştirmeyi yeğleyen emperyalistler, bu iki despotu son raddeye kadar sahiplenmekten geri durmamıştı. Aşağıdan gelen baskı, ne zaman ki karşı konulamaz bir hale geldi, emperyalist güçler sadık uşaklarını, bugüne kadarki hizmetleri karşılığında müreffeh bir emeklilikle ödüllendirmeyi ihmal etmediler. Vatan toprağından uzaktı. Ama olsun, zaten vatan, onlar için çok değerli ama asla paha biçilemez olmayan bir eşya parçasıydı.

Oysa ne Libya, Tunus’tu, ne de Kaddafi, Bin Ali veya Mübarek’tir. Libya’da herhangi bir muhalefetin olmadığını buna gerek de olmadığını söyleyen bizzat Kaddafi’nin oğlu Seyfül İslam’dı. Aşiretsel yapının devlete nüfuz ettirildiği ama Kaddafi aşiretinin bu nüfuzda en şaşaalı payeye sahip olduğu Libya’da devlet erkânı ve reayanın ilişkileri diğerlerine nazaran girift bir hal almıştı. Sosyalizm esintili pre-modern bir devlet aygıtı ve başında Batı’ya “kafa tutan” bir lider. Libya’da devlet kısaca böyledir.

Ve Libya petrolü, emperyalist işgale konu olacak kadar değerlidir. Zira Afrika’nın en zengin ham rezervleri burada bulunmaktadır. Tek başına petrolün varlığı bir işgali koşullamayabilir. Emperyalizmin mantığında da bu yoktur. İşgal, devletin restorasyonu, yerli işbirlikçilerin iktidara getirilmesi, emperyalizm sınır tanımaz sömürüsü karşısındaki engelleri ortadan kaldırmak için gündeme gelebilir. Gelmiştir.

Kaddafi, emperyalizm için en başından beridir sorunlu olagelmiştir. Petrolün, çoğunluk payın özelleştirilmiş olmasına rağmen millîleştirilmesi, birçok sol-ulusal hareket ve örgütün desteklenmesi, ülkenin emperyalist sömürüye daha fazla açılması anlamına gelen anlaşmalara riayet edilmemesi bu sorunlu halin başlıca görüngüleridir. Ne var ki, bunlar Kaddafi’yi anti-emperyalist addetmeye yetmemektedir. Onun pozisyonu, olsa olsa sosyal emperyalizmin çökmesi sonucu bir ortada kalmışlık hali olarak açıklanabilir.

Dolaysız bir emperyalist saldırı karşısındaki tutumu da bunu açıklamaya yetmektedir. Kaddafi, ülkesini emperyalizme karşı değil emperyalizmin olası işbirlikçi adaylarına karşı savunmaktadır. Emperyalist güçlerin ileri süreceği bir uzlaşma teklifine hayır demeyeceği yeteri kadar açıktır.

Libya’daki isyancılar, diğerlerinden farklıdır. İşbirlikçilikleri somuttur. Meşruiyetleri irtifa kaybına uğramıştır. İsyan dalgası, emperyalizmin Libya müdahalesiyle daha fazla kana bulanmış, yolundan sapmıştır.

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu